Cuma, Ağustos 7, 2026
Ana SayfaUncategorizedSansür Yasası'nın boşluklarını dolduracak yasa yolda: "Tek Çatı"

Sansür Yasası’nın boşluklarını dolduracak yasa yolda: “Tek Çatı”

Iğdır’da İnternet Gazeteciliği Derneği’nin (TİGAD) düzenlediği 13’üncü Dijital Medya Çalıştayı’nda açıklamalarda bulunan Adalet Bakanı Akın Gürlek’in internet gazeteciliğinin “tek çatı altında toplanması” gerektiğine ilişkin açıklamaları, yalnızca yeni bir yasal düzenleme hazırlığının değil internet gazeteciliğinin kurumsal yapısının yeniden tanımlanmasına yönelik daha kapsamlı bir dönüşümün işareti olarak okunmalıdır. 2022 yılında yürürlüğe giren “Sansür Yasası” (yasa hakkında ayrıntılı değerlendirme) ağırlıklı olarak haber içerikleri ve gazeteciler üzerinde cezai denetim mekanizmaları kurmuştu. Olası yeni düzenleme ise bunun ötesine geçerek (yasadaki “boşlukları” tamamlayarak) gazeteciliğin kimler tarafından, hangi koşullarda ve hangi kurumsal yapı içinde yapılacağını yeniden belirlemeyi hedefleyebilir.

Etkinlikte sözü edilen Türkiye İnternet Gazetecileri Derneği (TİGAD) tarafından hazırlanan önerilerde de zaten böyle bir niteliğin olduğu ve bunun iktidara yol gösterdiği söylenebilir.

Bu çerçevede, olası bir yasanın şu sonuçları doğurması beklenebilir:

  • İlk etapta RTÜK veya BİK’in yetkileri genişletilebilir. Bunun yanında, CİB’e bağlı yeni bir yapılanmanın oluşturulması ya da mevcut kurumların tek bir idari yapı altında toplanması gündeme gelebilir.
  • Böyle bir yasayla, bilerek muğlak bırakılarak iktidarın şekillendirdiği “gerçek” kavramının standartları da merkezi biçimde belirlenecektir. Böylece neyin gerçek neyin haber neyin “dezenformasyon” sayılacağı hukuki olmaktan çok idari ve siyasal bir değerlendirmeye dönüşebilecektir.
  • Gazeteciliğin ve internet gazeteciliğinin yasal tanımı yeniden yapılabilir. Kimlerin “gazeteci”, hangi kurumların “haber kuruluşu” sayılacağı iktidarın belirlediği ölçütlere bağlanarak gazetecilik anayasal bir hak olmaktan çıkarılıp izin ve statüye dayalı bir faaliyet haline gelebilir.
  • Gazetecilik faaliyeti, “tek çatı”nın belirleyeceği lisans, ruhsat, kayıt veya teminat koşullarına bağlanabilir. Zorunlu üyelik ya da kayıt sistemi getirilmesi halinde de gazetecilik fiilen ruhsata tabi bir meslek haline gelebilir. Böylece yalnızca basın özgürlüğü değil bizzat gazetecilik faaliyeti de kimin yapabileceğine iktidarın karar verdiği bir imtiyaza dönüşebilir.
  • Haberlerin kriminalize edilmesi daha da artacaktır. Düzenlemeler ve buna bağlı saldırılar, haberlerden ve habercilerden çıkarak doğrudan gazetecilik mesleğini ve haber üretim süreçlerini hedef alacaktır.
  • Gazetecilik ile sosyal medya içerik üreticiliği aynı hukuki kategori içinde değerlendirilebilir. Bağımsız gazeteciler, dijital haber siteleri, YouTube yayıncıları ve diğer içerik üreticileri tek mevzuat altında düzenlenerek gazeteciliğin mesleki sınırları –daha da- belirsizleştirilebilir.
  • Yeni düzenleme yalnızca içerik denetimiyle sınırlı kalmayabilir. Yayın ilkeleri, editoryal süreçler, doğrulama mekanizmaları ve haber organizasyonuna ilişkin standartlar belirlenerek editoryal bağımsızlık idari denetime açılabilir.
  • “Tek çatı”, yalnızca içerik denetimini değil, ekonomik kaynakların dağıtımını da kontrol edecektir. Sansür Yasası ile temelleri atılan tekelleşme eğilimi, bu yapı üzerinden dağıtılacak ilanlar, destekler ve diğer kamu kaynakları aracılığıyla daha da güçlenecektir. Kamu kaynaklarından yararlanma hakkı belirli kriterlere bağlanırken ekonomik bağımlılık da artacaktır.
  • İktidara yakın dijital propaganda ağları ve organize trol faaliyetleri fiilen meşruiyet hatta yasallık kazanırken, bağımsız gazetecilik faaliyetleri “dezenformasyon”, “kamu düzeni” veya benzeri gerekçelerle daha yoğun biçimde engellenecek ve cezalandırılacaktır.
  • Yeni yasa, “sorumluluk” retoriği altında internet medyası çalışanlarını ve yayın kuruluşlarını erişim engelleri, anında kapatma kararları, reklam yasakları, ağır para cezaları ve diğer idari yaptırımlarla karşı karşıya bırakabilecek düzenlemeleri de beraberinde getirebilir. Böylece yargısal süreçlerden önce idari müdahalelerin kapsamı genişleyebilir.
  • Dijital platformlara yönelik yeni yükümlülükler getirilerek belirli haberlerin görünürlüğünün azaltılması, öne çıkarılması veya hızla kaldırılması yönünde baskılar artırılabilir. Sansür yalnızca içerik kaldırma yoluyla değil, haberlerin dolaşımını sınırlandıran algoritmik müdahaleler aracılığıyla da uygulanabilir.
  • Gazetecilerin veri saklama, kayıt tutma veya belirli bilgileri kamu otoriteleriyle paylaşma yükümlülükleri genişletilebilir. Bu durum, gazetecilik mesleğinin temel ilkelerinden biri olan haber kaynağının gizliliğini fiilen zayıflatabilir.
  • Yasanın temel gerekçesi olarak öne sürülmesi muhtemel “toplumsal değerler”, “ulusal güvenlik”, “kamu düzeni”, “dezenformasyon” veya “özel hayatın gizliliği” gibi kavramlar bilinçli biçimde muğlak bırakılabilir. Bu belirsizlik, iktidarın takdir alanını genişletirken cezalandırma pratiğinin de sürekli genişlemesine neden olacaktır.
  • Artan hukuki belirsizlik ve ağır yaptırımlar, haber merkezlerinde editoryal değerlendirmelerin yerini “hukuki risk analizlerinin” almasına yol açabilir. Böylece otosansür istisnai değil kurumsallaşmış bir çalışma pratiğine dönüşebilir.
  • Bu süreçten en fazla yerel medya kuruluşları, dijital haber siteleri ve bağımsız gazeteciler etkilenecektir. Artan mali yükümlülükler ve bürokratik koşullar karşısında büyük sermaye grupları faaliyetlerini sürdürebilirken, bağımsız yayıncılık alanı giderek daralacaktır.
  • Yeni düzenleme, gazetecilerin çalışma yaşamını da doğrudan etkileyecektir. “Tek çatı” tarafından belirlenecek mesleki ölçütler, kayıt ve yetkilendirme mekanizmaları, gazetecilerin iş güvencesini güçlendirmek yerine patronların ve iktidarın denetimini artırabilir. Zaten yaygın olan düşük ücret, güvencesiz çalışma, serbest (freelance) istihdam ve sendikasızlaşma gibi yapısal sorunlar daha da derinleşebilir.

Sonuç olarak, gündeme gelebilecek “Tek Çatı” düzenlemesi, söylendiği gibi internet gazeteciliğinin sorunlarını çözmeye yönelik teknik bir reform olarak değil 2022 tarihli Sansür Yasası’yla başlatılan dijital mecraları denetim altına alma sürecinin ikinci aşaması olarak görülmelidir. İlk aşamada haber içerikleri ve gazeteciler cezai yaptırımlar yoluyla kontrol altına alınmaya çalışılmıştı. Yeni aşamada ise gazeteciliğin kurumsal yapısı, ekonomik kaynakları, mesleki statüsü ve faaliyet koşulları iktidarın denetimine açılabilir. Böyle bir dönüşüm gerçekleşirse, Türkiye’de tartışma artık yalnızca hangi haberin suç sayıldığı değil gazetecilik yapmanın bir “imtiyaz”a dönüştürülerek bu imtiyazın kim tarafından, hangi ölçütlerle ve hangi angajmanlarla kullandırılacağı meselesine dönüşecektir.