Çarşamba, Ağustos 12, 2026
Ana Sayfa- Aktüel TartışmalarSansür yasası: Gazetecilere sansür, futbol elitlerine imtiyaz

Sansür yasası: Gazetecilere sansür, futbol elitlerine imtiyaz

Gerek Türkiye’de gerek dünyada spor basınının “günahkâr” bir tarihi vardır.  Dikkat çeken gücendirici başlıklar, tık avcılığına dönen yayın politikaları, gerçekliği şüpheli gerçekleşmesi de güç transfer iddiaları… Bu günahlar, her ne kadar astronomik boyutlarda bütçelere ulaşan futbol endüstrisinden pay almak isteyen patronaj yapısının bir sonucu olsa da çoğunlukla basın emekçilerinin omuzlarına yüklenir. Belki de gazete patronlarının kâr hırsının gazetecilere yönelik toplumsal algıyı en fazla aşındırdığı alan spor basınıdır.

Son yıllarda, anaakım kurumsal yapıların dışında yayıncılık faaliyeti sürdürme pratiği spor basınında oldukça sık gözlemlendi. Başkaca muhabirlik alanlarında uzmanlaşan gazetecilerin “bağımsız yayıncılar” olduktan sonra açığa çıkan mesleki sorunlar spor basınında da kendini gösterdi. Fakat anaakım dışına çıkış, “Ronaldinho Kartal’da” haberlerinin azalmasına neden oldu. Spor basınında anaakım dışında yayın yapma imkânının genişlemesiyle, muhabirlerin “günahı” patronların günahkârlığından ayrılma şansı yakaladı.

Spor basınının tarihi hakkında da güncel durumu hakkında da söylenecek pek çok şey var. Fakat bugünün gündemi sansür yasasının iki yüzlülüğünü bir kere daha ama daha açık bir şekilde gözler önüne koydu. Gazeteci Burhan Terzi 10 Ağustos günü sabah saatlerinde gözaltına alındı ve hakkında “Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma” suçlaması kapsamında işlem yapıldı. Sebebi 27 Temmuz’da yaptığı transfer haberiydi. Aynı haberi, farklı kaynaklardan edindikleri teyitli bilgiyle TRT ve yayıncı kuruluş da girmişti.

Sansür yasasının “çifte standart” turnusolü: Salah transferi

Çok tartışıldığı dönemde, yasa sahiplerinin “gazetecilere uygulanmayacak” iddiasıyla halkı yanıltılmaya çalıştığı bu sansür yasası, bugün neredeyse gazeteciler dışında başka hiç kimseye uygulanmıyor. Yasaya ilişkin Refleksiyon.org’un yaptığı değerlendirme maddelerinin bazılarını hatırlatmakta fayda var:

Bu yasa,

  • Dezenformasyon değil enformasyon tanımlamaktadır.
  • “Tanımlama” değil “muğlaklaştırma” düzenlemesidir.
  • “Hak” değil “imtiyaz” öngörmektedir.
  • Kurumsallaşmış keyfi denetim mekanizmalarını bütün bir toplum üzerine inşa etme çabasıdır.

Sansür yasası, güç sahiplerinin onayıyla üretilmeyen her türlü bilginin “dezenformasyon” ilan edilmesinin yegâne aracı olduğunu bugün bir kere daha kanıtlamış durumda. Spor medyasına “sızdırılan” transfer iddiaları; bizzat takım yöneticileri tarafından yapılan bilinçli manipülasyonların, takımların yönetim kurullarındaki “ayak oyunları”nın, taraftarların beklenti ve isteklerinin bastırılması ve yönlendirilmesinin temel aracı haline gelmiş durumda. Fakat, aynı durum bir gazeteci için soruşturma konusu, dava dosyası oluşturuyorken futbolun yönetici elitleri için pek de bir yaptırım olmuyor.

Sansür yasasının “çifte standart” ile uygulandığı her geçen gün daha fazla su götürmez hale geliyor. Aynı transfer döneminde benzer büyüklükte iki haber… Birisi Burhan Can Terzi tarafından verilen Musiala’nın Galatasaray’a transfer olduğu haberi. Haber önce Galatasaray’ı takip eden muhabirlerin olduğu WhatsApp grubundan ardından kulübün resmi sayfasından yalanlandı. Bir diğer haber ise Muhammed Salah’ın Trabzonspor’a geldiğine yönelik haberler. Bu haberler, Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan tarafından birden fazla kez yalanlandı. Öyle ki, bir açıklamasında Doğan, “Kaç kez yalanlamam gerekiyor” dahi dedi. Ancak Doğan’ın kamuoyuna verdiği tüm bu “hayır” bilgisine rağmen günün sonunda Salah Trabzonspor ile anlaştı.

Başkan Doğan’a herhangi bir yaptırım yok ancak söz konusu muhabir olunca adli süreçler işletiliyor. Dosyamızı yinelemek gerekirse gazetecilik, “toplum değerleri, milli güvenlik, dezenformasyon’ vb. muğlak kavram ve tartışmalı terimlerin arkasına sığınılarak yok edilmeye” çalışıyor ve bu sansür yasası eliyle yapılıyor. Dolayısıyla yasa, basın özgürlüğü hakkını aşındırıyor, uygulanmadığı kimselere de bir “imtiyaz” yaratıyor.

Açığa çıkıyor ki, söz konusu futbol piyasasının (genel olarak piyasanın ve siyasetin) hakimleri olduğunda, yasa uygulanmıyor. Bu da bize gösteriyor ki, genel olarak yasaların ve özel olarak da bu yasanın gerçek hedefi yine emekçiler, gazeteciler, yönetmeyenler, hakim olmayanlardır.

Transfer haberi… Endişe, korku ve panik yayıyor

Yaşanan bu olay, yasanın basının her alanındaki gazeteciler için keyfi denetim mekanizması olarak kullanışlı bir araç olduğunu adeta kuşkuya yer bırakmayacak şekilde gözler önüne seriyor. Yasanın uygulanışı yasanın muğlaklığının dahi önüne geçiyor. TCK 271/A maddesi, “Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır” düzenlemesini içeriyor. Yasa açısından, suçun oluşması için bu “muğlak” ve “geniş” şartlar içinde bir eylem bulunması yeterli. Esasında, yasanın çok az boşluk bıraktığı alanlar da savcı eliyle soruşturma yöntemiyle ve kolluk marifetiyle dolduruluyor. Öyle ki, gazeteci Burhan Can Terzi’nin soruşturmaya konu olan haberi… Yani Musiala’nın Galatasaray’a gelişi halk arasında endişe, korku veya panik yaratıyor; ülkenin iç ve dış güvenliğinden, kamu düzeninden ve genel sağlıktan en az birini tehdit ediyor. Ve gazeteci Terzi de bunu, kamu barışını bozmaya elverişli bir şekilde “yayıyor”.

Bu çerçeveye bakınca, gazeteciliği spor basınının en “günahkâr” döneminden daha trajik bir gündem karşılıyor.