Pazartesi, Eylül 28, 2026
Ana SayfaAktüel TartışmalarGölgeler ve gazetecilik: Bugün yaşananlar ve tartışmaları ayakları üzerine dikmek

Gölgeler ve gazetecilik: Bugün yaşananlar ve tartışmaları ayakları üzerine dikmek

Son dönemde Mehmet Akif Ersoy “vakası” etrafında şekillenen tartışmalar, yüzeyde bireysel tutumlar ya da mesleki tercihler üzerinden yürütülse de, gerçekte Türkiye’de gazeteciliğin uzun süredir yaşadığı yapısal krizin bir dışavurumudur. Bu kriz, tekil gazetecilerin iyi ya da kötü, ahlaklı ya da yozlaşmış olmasıyla açıklanamayacak kadar derinde. Temel sorun, siyasal iktidar, sermaye ve medya arasındaki ilişkilerin hem mesleki hem kurumsal hem de kişisel bir çürümeye neden olacak kadar kirli olması.

En liberal yaklaşımlarda dahi gazetecilik mesleğinin, evrensel ilkeler üzerine kurulu bir kamusal faaliyet olduğu söylenir. Herkes, gazetecilik mesleğinin temel tanımlarında kamu yararı, gerçeğin peşinde olma, güç odaklarına mesafe ve hesap sorma sorumluluğu gibi temel unsurlarda birleşir. Ne var ki bugün bu ilkeler, çoğu zaman içi boşaltılmış birer referans olarak dolaşıma sokulmaktadır. Oysa ki sorun, bu ilkelerin “bilinmemesi” değildir.

Gazetecilik yazmak, gazetecilik yapmak

Örneğin, Hande Fırat da bugünkü yazısında, gazetecilik konusunda herkesin bildiği bu genel geçer tanım ve teamülleri sıralamış. Sistematik biçimde onları ihlal eden bir medya düzeninde, evrensel ilkeleri yeniden hatırlatmak, eleştirel bir yüzleşmeden çok, geç kalınmış bir vicdan beyanı izlenimi yaratıyor. Bu bozulmadaki kişisel sorumluluklar, gazeteciliği öven yazılarla görünmez kılınamaz.

Bugün medyada ortaya çıkan tablo, gazetecilerin kişisel zaaflarının toplamı değildir. Bu tablo, iktidar ve sermaye işbirliğiyle gazeteciliğin araçsallaştırılmasının, medya kurumlarının birer siyasal aparat hâline getirilmesinin ve gazeteci karakterinin içinin sistematik biçimde boşaltılmasının sonucudur. Gazeteci, bu düzende kamusal bir özne olmaktan çıkarılarak belirli politik ihtiyaçlara göre konumlanan bir figürana indirgenmek isteniyor.

Gazetecilik, gazetecilik mücadelesini de kapsıyor

Gazeteciler bugün gazetecilik için, haberleri halka ulaştırmak için olmayacak bedeller ödüyor. Kimisi mahkeme salonlarında, cezaevlerinde “görünür” bedeller öderken kimisi de plazalarda, işsizlik tehdidiyle, düşük ücretlerle, tacizle, mobbing’le, mesleki tatminsizlikle, sansür ve otosansürle, yalnızlaşmayla, “görünmeyen” bedeller ödüyor. Bu bedellerin bir kısmı kamuoyunca biliniyor ancak büyük bir kısmı haber merkezi duvarları arasında sessizce sönümleniyor.

Tam da bu nedenle gazetecilik artık yalnızca haber üretme faaliyeti değil, bir gazetecilik mücadelesidir. Bugün Türkiye’de gazetecilik mücadelesi, mesleğinin tanımına girmiştir.

Gazetecilikte ödenen bedellerin herkes için eşit olmadığı da açık. Siyaset ve finans kaynaklarıyla kurulan yakın ilişkiler, bazı “gazetecileri” bu maliyetlerden muaf kılıyor. Bu muafiyet, zamanla mesleki pozisyonlar da getiriyor. Çürüme, artık saklanamayacak boyutta faş olduğunda ise sorunların üretiminde alınan roller bir kenara bırakılarak, gazetecilik savunulmaya başlanıyor.

Bu nedenle mesele, “iğneyi kime batırmak gerektiği” değildir. Asıl mesele, iğnenin hangi yapısal ilişkilere, hangi iktidar bağlarına ve hangi kurumsal düzeneklere batırılacağıdır.

Gazeteciliğin ve gazetecilerin savunulması gerek

Bu tartışmaların, gazeteciliğe duyulan güveni zedelediği kuşkusuz. Ancak bu tartışma, çoğu zaman yanlış yerden okunuyor. Sorun, gazeteciliğin kendisinin işlevsizleşmesi değil, iktidar güdümündeki kurumlarda güçle iç içe pozisyonların mesleği temsil eder hâle gelmesidir. Tam da bu nedenle, bugün asıl ihtiyaç duyulan şey gazeteciliği savunmaktan vazgeçmek değil tersine, halkın haber alma hakkı için çalışan, kamusal sorumluluğu iktidar ilişkilerinin önüne koyan gazetecilerin açık ve net biçimde savunulmasıdır. Gazeteciliğe olan güven, mesafesizliğin ve araçsallaşmanın normalleştirilmesiyle değil ancak bu düzen içinde mesleğini sürdürmeye çalışan gazetecilerin görünür kılınmasıyla yeniden inşa edilebilir. Aksi hâlde tartışmalar, mesleğe duyulan güveni korumak yerine gazeteciliği tümden itibarsızlaştıran bir işlev görmeye devam eder.

Dikkati nereye vermeli?

Gazeteciliği siyasi iktidarın ve sermayenin, gazetecilik tartışmasını da M.A.Ersoy “vakasının” ve birden bire ortaya çıkan “gazetecilik satan” yazıların gölgesinden kurtarmak gerekiyor. Bu ülkenin gazetecileri ve meslek örgütleri, yıllardır gazetecilik mücadelesi veriyor, gazetecilik metinleri üretiyor ve gazeteciliği savunuyor. Dikkati onlara vermek, en iyisi.

Gazetecilik, yalnızca bir meslek değil; aynı zamanda etik, siyasal ve tarihsel bir pozisyondur. Bu pozisyonun sahibi bugün, herkesin bildiği doğruları yazarak sorumluluktan kaçanlar ve yozlaşmış karakteriyle mesleği gölgeleyenler değil halkın haber alma hakkı için görünür-görünmez bedeller ödeyenlerdir.