Gazetecilik mesleğinin halktan devraldığı güç, meslek ilkeleri ve bedellerler dolu tarihi gazetecilerin her önüne gelenle onur duymalarına müsaade etmez.
Yılmaz Özdil, suç örgütü lideri Peker için sarf ettiği bu sözleri ilk kez kullanmıyor. Özdil, 2023 kasımında, ö dönem yeni çıkardığı bir kitabı da “Varlığıyla onur duyduğum Sedat Peker ve Ersin Peker’e” diye imzalamıştı. Geçtiğimiz günlerde bu ifadeyi televizyonda tekrarlamış olması, aldığı eleştirilere meydan okuma ve Peker’le ilişkisini “bağlılık” boyutuna yükseltme adımı olarak da görülebilir.
Söylemek gerekir ki Yılmaz Özdil’in, devlet-mafya-siyaset üçgeninde yer alan ve ifşalarıyla bir dönem gündemi belirleyen bir organize suç örgütü lideri için sarf ettiği “varlığıyla onur duyuyorum” ifadeleri, salt bireysel bir savrulma değil gazetecilik mesleğinin etik kodlarında yaşanan derin yarılmanın da somut bir tezahürüdür.
Sedat Peker’in kamuoyunda “en güvenilir kişiler” listesinde üst sıralarda yer alması ve bir gazeteci tarafından “varlığıyla onur duyulan” bir figür olarak sunulması, toplumsal bir değer yitiminin yanı sıra Özdil açısından da bir meslek terkidir. Bu tür ifadeler, AKP dönemiyle birlikte inşa edilen siyasal, kültürel ve ahlaki iklimin ve bu iklimde suç, iktidar ve medya arasındaki sınırların nasıl aşındığının açık göstergesidir. Burada asıl sorgulanması gereken, yalnızca bir gazetecinin “bireysel tercihi” değil, gazeteciliğin kamusal işlevinin çözülmeye uğradığı tarihsel ve toplumsal koşullardır.
Mesleğin etkisinin ve değerlerinin suiistimali
Gazetecilik mesleği, toplumla yapılmış zımni bir sözleşmeye dayanır ve bu sözleşme gazetecilere bir etki gücü verir. Toplum adına ve toplum için kullanılmak üzere alınmış bu güç, gazetecilerin keyfince kullanabileceği kişisel bir ayrıcalık değil uymak zorunda olduğu kamusal bir sorumluluktur. Bir suç örgütü liderine yönelik olumlayıcı ifadeler, bu sözleşmenin hem ahlaki hem mesleki ihlalidir ve bu ihlal, gazeteciyi, aslında eleştirmesi gereken yapının söylemsel uzantısına dönüştürür. Ayrıca Özdil’in bu sözleri, yalnızca bir suç örgütü liderini değil gündelik ilişkilerin suçla örülmesini de meşrulaştırır.
Gazetecinin kamu önünde kurduğu her cümle, bireysel değil kurumsal bir nitelik taşır. Dolayısıyla kişisel “duygu beyanları”, kamusal alanda ideolojik etkiler üretir ve toplumsal muhakeme kapasitesini zedeler. Medya, gerçekliği yalnızca yansıtmaz; onu kurar. Özdil örneğinde de gazetecinin kullandığı dil, seçtiği sıfatlar ve kurduğu analojiler, suçun nasıl algılanacağını belirleyen ideolojik çerçeveler üretir. Bir suç örgütü liderinin yasadışı işlerinden elde ettiği serveti kullanarak yürüttüğü “yardım” faaliyetlerinin öne çıkarılması, suçun romantize edilmesi ve meşrulaştırılmasıdır. Peker ve gibilerine “hayırseverlik” üzerinden toplumsal statü kazandırılması gazetecilerin işi olamaz. Bu sadece etik bir problem değildir. Aynı zamanda gazetecilik mesleğinin bir değer sistemi olarak yeniden düşünülmesi gerektiğini gösteren vahim bir örnektir.
Ödenen bedellere ve bedel ödeyenlere saygısızlık
Türkiye’de nice gazeteci, Sedat Peker’in de parçası olduğu karanlık ilişkileri araştırdığı ve yazdığı için mesleklerinden olmuş, saldırılara uğramış ve suikastlarla öldürülmüşken, Yılmaz’ın Peker’in “varlığıyla onur duyması”, gazetecilik mesleğinin ve gazetecilerin ödediği bedellere -en hafif deyimle- saygısızlık anlamına da gelir. Tarifsiz bedellerin ödendiği gazeteciliğin meslek onuru, ona bedel ödeten güç ilişkilerinin yasadışı bir ortağıyla onur duyulmasına izin vermez.
Gazetecilik suç değildir; ancak gazetecilik kisvesi altında suç örgütleriyle manevi bağlar kurmak, onları aklamak ya da toplumsal meşruiyet kazandırmak, mesleğe karşı işlenmiş ağır bir suçtur. Bugün kurulan cümleler, atılan manşetler, yarının gazetecilik tarihini yazacaktır. O tarih, suçla onur duyanları da bedeli ne olursa olsun halkın haber alma hakkını savunanları da, ait oldukları başlıklar altında anacaktır.
Türkiye’de son 35 yılda devletin yasadışı işlerde kullandığı aparatlarından olan bir organize suç örgütü liderinin varlığıyla onur duymak, kişisel bir tercih değildir. Bu onuru duyanların varlığıyla utanç duymak da öyle.

